VAHİDE GÖRDÜM






Vahide Gördüm 13 haziran 1965 İzmir doğumlu 42 yaşında 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nü bitirmiş 14. Altın Koza Film Şenliği 2007 En iyi kadın oyuncu ödülünü almış Sinema ve seslendirme sanatçısı Altan Gördüm'ün eşidir.Annem dizisinde Zeynep rolünde oynamaktadır.
Vahide Gördüm ile yapılan bir röportaj: Vahide Gördüm, Bir İstanbul Masalı ve Hırsız Polis televizyon dizilerinden seyirciye aşina, çok güzel bir yüz. 42 yaşında ve orta yaşın bütün zarafetini taşıyor. Asaletle sıradanlığın doğalca buluşmasının bir sureti sanki. Yunanistan göçmeni bir ailenin kızı. Dizilerle yakaladığı şöhreti ilk kez bir sinema filminde başrol oynayarak devam ettiriyor.
İçinize sinema ve tiyatro aşkını düşüren biri var mı? Kendi kendine filizlenen bir aşk mı sizinki?
Yıllardır tiyatro yapıyorsunuz. TV dizileriyle tanınmak sizi üzüyor mu, yoksa "oyunun kuralı bu" diye mi düşünüyorsunuz?
- Evet, bu oyunun kuralı. Tiyatroya seyirci çekmek çok zor.
Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyunculuk yaparken, İstanbul maceranız nasıl başladı?
- Devlet Tiyatrosu’ndan 2003’te istifa ettim. Bu bir başlangıç oldu.
Tiyatroya tutkuyla bağlıyken niçin istifa ettiniz?
- Oradaki işleyişle aram iyi değildi. Ama asıl sebep, annem öldüğünde cenazesine gitmeme izin verilmemesiydi. Hemen istifa etmek istedim ama kötüyle kötü olmamak ve arkadaşlarımı zor durumda bırakmamak için sezon sonunu bekledim. Yakın dostum Altan Erkekli, İstanbul’a gelip burada bir şeyler yapmam için ısrar etti. Beni, Bir İstanbul Masalı dizisi için yapımcılara önermiş. Dizide bir anne karakterini oynayacaktım ve o rol için biraz genç kalmıştım. Yine de deneme çekimi yaptılar, beğendiler, birlikte çalışmaya karar verdik. Tiyatrocu eşim Altan Gördüm de "Hayata başka bir pencereden bak" deyince, hiç aklımda olmamasına rağmen İstanbul’a taşındık.
İstanbul’daki dizi ve sinema sektörü gözünüzü korkutmadı mı?
-Korktum ama kuyruğu dik tutup korkuyu belli etmemekte fayda var.
YUMUŞAK BAŞLI BİR KADIN ASLA DEĞİLİM
Kendinizi hangi sıfatlarla tanımlıyorsunuz?
- Müşfik, seksi, vefalı, çalışkan.
Erkekler için mükemmel kadınsınız yani. Her şey var.
- Seksiyi çıkaralım o zaman.
Yok o kalsın, müşfiği çıkarın bence. Hep böyle sakin ve abartısız mısınızdır? Çıkıntılıklarınız yok mudur? Sizi ne çileden çıkarır?
-Doğanın katledilmesi, çocukların hırpalanması, trafik... Bu gördüğünüz sakin kadının içinde yanardağlar patlar o zaman. Patlamayı dışarı da yansıtırım. Yumuşak başlı bir kadın asla değilim.
Sizi hayatta en çok kim, ne heyecanlandırır?
- Kızım heyecanlandırıyor. İlk Aşk’ta sokaktaki çocuk rollerinden birinde 12 yaşındaki kızım Alize de oynuyordu. Bana hayatla ilgili öyle şeyler söyledi ki, kızımın hayat görüşünün geliştiğini gördüm ve bunu önceden fark etmediğim için kendime kızdım. "İlk Aşk’ı sen oynadığın için tabii ki büyük bir heyecanla seyredecektim ama kendim oynadığım için, yarattığım şeyi göreceğim için çok heyecanlanıyorum" dedi. Beni çok şaşırttı.
İçinizde ukde kalan bir şey var mı?
- Annemin cenazesine katılamamak, üzerine bir avuç toprak atamamak... Bir de kızımla birlikte tüplü dalış yapmazsam içimde ukde kalacak.
Hayatı çok ciddiye alır mısınız?
- 10 yıl öncesine kadar alırdım, artık almamayı öğrendim.
Formülü varsa, rica etsem?
- Çok basit, önce "ben" diyorsun. Gerisi geliyor.
İLK GÖRÜŞTE AŞKA KESİNLİKLE İNANIYORUM
İlk Aşk filminde, 40 yıl aşkını saklayan bir kadını oynuyorsunuz. Eğer aşk varsa her şeye rağmen yaşamak gerekmez mi?
- Kesinlikle yaşanması gerekir. Aşkı yaşamak kişiye çok şey katıyor. Hırslarını, şehvetini, karmaşık duygularını, karşı cinsi, hepsinden önemlisi kendini tanıyor.
İlk görüşte aşka inananlardan mısınız, yoksa "öyle şey olmaz" deyip burun bükenlerden mi?
- Hep ilk görüşte aşık oldum. İlk görüşte aşka kesinlikle inanıyorum. Aşkın o ilk vurduğu anı yaşayan bilir. Öyle aşık olmamışlara bunu anlatmaya çalışmak beyhude.
Aşk tarifinizde neler var?
- Aşk yaşanmadığı zaman aşk oluyor. Yaşandığı zaman tüketiliyor, kirletiliyor. Sözü bitmemiş aşklar bence aşktır. Aşkın doğasında var bu.
Eşiniz Altan Gördüm’le nasıl tanıştınız?
- Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncuydu, bizim okula gelmişti. Bir sunucu arıyorlardı. Beni önermişler. Orada tanıştık, üç ay sonra da evlendik.
ORTA YAŞTAKİ GÜZEL KADINA BAŞROL YOK
Upuzun boyunuz, muhteşem saçlarınız, çok güzel bir yüzünüz var. Başkasında olsa yapımcılar, bu özellikleri insanın gözüne gözüne sokar. Ama sizi özenle saklıyorlar sanki. Gevelediğim şu: Sizi bu güzellikle niye hep yaşlı rollerde oynatıyorlar?
- Ama ben orta yaşlıyım.
Madonna da orta yaşlı ama bir ilahe. Ne demek istediğimi anladınız, topu taca atmak istiyorsunuz.
- Böyle rolleri kabul ediyorum. Çünkü, benim tiyatro geleneğimde hangi rol verilse verilsin oynanır. Güzelliğimi saklama kaygım hiç olmadı. Kendimle de barışığım. Göz altı torbam, gerdanım, kırışığım oyunculuğuma yarattığım karaktere bir şey katıyorsa gerçekten çok mutlu oluyorum. Hatta böyle yapmayanları da eleştiriyorum. Mesela Hırsız Polis’te canlandırdığım Fulya karakteri parasız bir kadındı, bu nedenle saçımı uzun süre boyatmadım, yakın çekimde ellerim gözükür diye manikür yaptırmadım. Başardıkça, böyle roller üstüme kalmaya başlıyor. Bundan ben de rahatsızım. Orta yaşta güzel bir kadına başrol veren senaryo yazılmıyor. Genellikle 20-25 yaş üzerine kuruluyor o karakterler. Biz de yan rollerde oluyoruz, hatta güzel olmamız bile gerekmiyor.


1978 Yılı Kütahya doğumlu olan Seda Akman Lise mezunudur.
TALAT BULUT

1956 yılı Sarıkamış doğumludur.1976 yılında Dimitrov ile oyunculuğa başlamıştır. Uzun bir süre Ankara Sanat Tiyatrosu bünyesinde oyunculuk yapan Bulut, sinemaya Türkan Şoray’ın teşvikiyle adım attı. İlk olarak “ Hazal ” filminde oynayan aktör, kamerayı sevdi ve birçok sinema filminde rol aldı. “ Yılanı Öldürseler ”, “ Göl ”, “ Çayda Çıra ”, “ Karanfilli Naciye ”, “ Firar ”, “ Fidan ”, “ Kuyucaklı Yusuf ”, “ Kurbağalar ”, “ Her şeye Rağmen ” ve “ Manisalı Tarzan ” gibi Türk sinemasının seçkin örneklerinde rol aldı. Dizide Musa adlı kişi rolünü oynamaktadır.
İLHAN ŞEŞEN

Müzisyen, ses sanatçısı. Grup Gündoğarken ile başlayan müzik kariyerine solo albümleriyle devam eden ve Türkiye'nin başarılı müzisyenlerinden biri olan Şeşen, Neler Oluyor Bize, Ellerimde Çiçekler, Aşk Layık Olanda, Sarılınca Sana gibi çalışmalarıyla müzikseverlerin büyük beğenisini kazanmıştır. Oynadığı TV dizilerinde gösterdiği performansla da dikkat çeken müzisyen, bugüne kadar 5 solo albüm çalışması yapmıştır. 1983 yılında yeğenleri Gökhan Şeşen ve Burhan Şeşen ile beraber Grup Gündoğarken'i kuran Şeşen, Levent Kırca Tiyatrosu tarafından sahnelenen "Kadıncıklar" adlı müzikalin bestelerini yaptı. Türkiye'nin birçok ilinde konserler veren "Grup Gündoğarken" ayrıca ülkemizi Malezya ve Mısır'da da temsil etti. 1986 yılında ilk albümleri Bir Yaz Daha Bitiyor'u kaydeden grup daha sonra sırasıyla Yaz Bulutları (1988), Bir Günlük Aşk (1990), Ankara'dan Abim Geldi (1993) ve İstanbul-Atina-İstanbul (2000) albümlerini müzikseverlerle buluşturdu. 1994'te, grubun çalışmalarına ara verdiği dönemde "Aşk Haklı" isimli solo albümünü yapan Şeşen, TRT'ye "Gençler Haklı" isimli bir program hazırladı. Şeşen, 1995 yılında özel bir kanalda "Arka Pencere" isimli bir programın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. "Amcam Burada" isimli bir de radyo programı hazırlayan İlhan Şeşen, TRT1'de yayınlanan "Cesur Kuşku" ve "Mühürlü Güller" dizilerinde de oynadı. Sanatçının ikinci solo albümü olan "Neler Oluyor Bize", 2002 yılı ocak ayında müzik marketlerdeki yerini aldı. Özellikle albüme adını veren şarkısıyla o yıl büyük bir başarı kazanan Şeşen, 2003'teyse "Şimdi Ben Bu Şarkıları Kime Söyleyeyim?" albümünü müzikseverlerle buluşturdu. 2005 yılında "Aşk Yalan" ve 2006'da ise "İlhan Şeşen" albümlerini çıkaran sanatçı, büyük ilgi gören TV dizisi "Aliye"de de rol aldı. İlhan Şeşen'in Melis ve Fuat adlarında iki çocuğu vardır. İlhan Şeşen'le Gerçekleştirilmiş Olan Röportaj 1-İlhan Şeşen, oyunculuktaki performansına herkes şaşırdı. Sen bu başarıyı neye bağlıyorsun? Başarılı bulduğun için teşekkürler. 10 yıl Levent Kırca'yla, 2 yıl Ferhan Şensoy'la çalıştım. Hocalarım iyidir. Bir de yönetmenin dediklerini yapıyorum. Ayrıca ayna karşısında da çalışmamın yararı dokunuyor. 2-Yıllarca sahnede olmanın bunda bir etkisi var mı? E evet var tabii. Sahne konusunda tecrübeliyim. 3-Peki ya yaptığın müzik türünün? Yaptığım müziğin oyunculuğuma olumlu bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Hatta galiba ikisi de birbirine engel oluyor. (Bence değil, sen şarkı söylerken de bir tür oyunculuk yapıyorsun, ama neyse…) 4-Ben seni biraz Domenico Modugno’ya benzetiyorum. Onun gibi teatral, drama yönü ağır basan şarkılar sana çok yakışıyor. Bu bilinçli bir seçim mi, öyle mi denk geldi, içinden mi öyle geliyor? İyi tespit. Çok etkilendiklerimden biridir Domenico Modugno. Müzik türümün seçiminde bilinçli davranmadım. Kendiliğinden oldu. Sevdiklerimi dinledim, sevdiklerimi söyledim. 5-Şarkı söylerken telaffuzun çok net, bunu oyunculukta da kullanıyorsun ve bence her ikisinde de bu çok önemli. Bunun sana bir avantaj getirdiğini hiç düşündün mü? Bildiğim tek dil Türkçe. Ona da özen gösterdim. Dilimi , Nazım Hikmet ve Aziz Nesin’i okuyarak, Zeki Müren’i, Orhan Boran’ı dinleyerek geliştirdim. Hukuk öğrenimimin de payı çok büyük. Gerçi bizim zamanımızdaki kelimelerden bir çoğu unutuldu… 6-Şarkı sözlerinde klasik Türk erkeğinden farklı bir insan seziliyor. Karşındakine önem veren, sıcak, insancıl, duygusal bir erkek sanki… Özelinde de böyle misin? Evet. Ben klasik Türk erkeğinden biraz farklıyım galiba. Gülüp ağlayabiliyorum en azından. 7-Yaşlılıktan korkuyor musun? Nasıl bir yaşlılık beklersin? Yaşlılıktan korkmuyorum. Yeteri kadar yaşlandık zaten. Hatta bazen bu yaşa kadar nasıl geldiğime şaşarım. Badireli ve yorucu bir hayatı hala sürdürüyorum. 8-Beraber çalıştığımız ilk dizi olan Mühürlü Güller’de senin bakışlarından “mavi boncuk dağıtan biri” izlenimini edinmiştim. Sonra kamera asistanına da aynı şekilde baktığını gözlemledim. O sıcak bakışın mesleki bir maske mi, yoksa hayata bakışın mı? Yüzün gülsün de ister maske olsun ister gerçek. Ya güleceksin, ya somurtacaksın. Ben genellikle birincisini seçerim. Sağlığın yerindeyse somurtmaya da hakkın yoktur zaten. Meseleleri sakin ve güler yüzle karşılamak, hayatı kolaylaştırıyor. Aslında gülerek işin kolayına kaçıyorum. Hayatın kendisi en büyük şaka. 9-“Neler Oluyor”dan sonraki çalışman onun kadar ses getirmedi. Bunu neye bağlıyorsun? Gerek müzikal gerekse stratejik bazı hatalarım oldu sanırım. Ayrıca ben şöyle düşünüyorum: Belki de yaptığım ve yapacağım en güzel şarkı ve albüm “Neler oluyor Bize” idi. Kim bilir. Belki de zirvemdi o albüm. Ama bu benim yeni şarkılar ve yeni albümler yapmama engel olmuyor. Bakalım yeni albümüm nasıl olacak? 10-“Neler Oluyor”un yaşanmış bir ilişkinin etkisi ile yapılmış şarkılar içermesi daha mı sahici kılmıştı acaba şarkıları? Olabilir. Ama unutmamalı ki, şarkılar yaşanmışlıklardan doğduğu kadar belki de daha çok yaşanamamışlıklardan doğuyor. Neler Oluyor Bize’nin nakaratı 5 dakika içinde bitmişti. Ama sonra altını üstünü doldurmak çok zamanımı aldı. Üzerinde epey çalıştım. 11-Sanatçı etkileyici bir şeyler üretmek için ille de acılar, sıkıntılar mı yaşamalı? Mutluluktan söz eden ürünler niye etkilemiyor acaba insanları? Yoksa biz mi ancak dertli olunca kendimizi ifade etmek ihtiyacını hissediyoruz? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey üretim sıkıntılı bir iş. Sanatçı zaten doğuştan sıkıntılı. Onu ayrıca sıkıntıya sokmanın bir manası olduğunu sanmıyorum. Nedense böyle genel bir kanı var. Saçma bence. Hele geçim sıkıntısı hiç olmamalı. 12-“Mühürlü Güller”deki bakışların, jestlerinle “Aliye”dekiler aslında çok farklı değil. Ama birinde kendinden emin bir çiftlik sahibini, diğerinde pek iş yapmayan bir dişçiyi yaşatabiliyorsun. Nasıl? Bakınız:cevap 1 13-Yaşadığın aşk evlilik müessesesi dışında olmakla birlikte insanları rahatsız etmedi. Oluşumunu da, devamını da, bitişini de kabullendiler. Sence neden? Açık açık söyledim. Belki bundandır. 14-Yeni proje? Şu sıralar hayatımı en çok yeni albümüm işgal ediyor. Aralık’ta çıkaracağız diyorlar. Şarkılar hazır. Albümde 11 şarkı var. Düzenlemelerini Firuz İsmailov yapıyor. Bazı başka projelerim de var ama şu anda söz edebileceğim aşamaya gelmediler. Tabii ki herkes gibi ben de bir kitap yazmak istiyorum mesela. Küçüklükten beri en büyük isteklerimden biri bu. Ama üşeniyorum. Bazı hikayelerim, şiirlerim hatta bir senaryo çalışmam bile var. Fırsat bulursam, bir de üşenmezsem belki bu hayallerimi de gerçekleştirebilirim.
18 Haziran 1948'de Manisa'da dünyaya geldi. Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra 10 yıl serbest avukat olarak çalışan Şeşen, müziğe olan büyük ilgisi ve yeteneği nedeniyle kariyerine bu yönde devam etmeye karar verdi. 1968'de dans müziği orkestralarında şarkıcılık yapmaya başlayan Şeşen, aynı yıl gitar çalmayı da öğrendi. Şeşen'in çıkarttığı ilk kırkbeşlik plak "Kavga" adını taşıyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder